izmir barosu
Atatürk
MOLIERAC
Görevimizi yaparken kimseye, ne müvekkile, ne hakime, hele ne iktidara tabiyiz. Bizim aşağımızda kişilerin varlığı iddiasında değiliz. Fakat hiçbir hiyerarşik üst de tanımıyoruz.En kıdemsizin en kıdemliden veya isim yapmış olandan farkı yoktur. Avukatlar tarih boyu köle kullanmadılar ama hiçbir zaman efendileri de olmadı!
İnsan Hakları Mevzuatı
Önemli Linkler
Faydalı Bilgiler
Sorgulamalar
Bazı Linkler

AVUKATLIK MESLEĞİ VE TOPLUM ÜZERİNDEKİ ROLÜ

Avukat ne yapar? Hangi ihtiyaca cevap verir? Tarih boyunca nasıl rol oynadı ve avukatlığın bu gün vaat ettiği nedir topluma?

Savunmaya sıradan bakıldığında onun maddi yönü elde edilir. Bir dizi fiiller, kişiden kişiye değişen kanılar, hisler. Avukat, olaylar içinde karmakarışık duran, doğrudan bakınca seçilemeyen bu eylemleri, kanıları, hisleri ortaya çıkarıp bir kavram içine koyarak maddi görüntüyü hukuki bir varlık yapar. Onlara can verir. Bu şekilde insanların gündelik çıkış noktalarının, alışkanlıklarının dışında belirlediği bir yeni dikkati bu kavram üzerine çeker. İnsanlarda, bu hak güvence altında olmalıdır inancını oluşturur. Kısacası, hukuku yaratıp canlandırır, soyutluktan çıkarıp can ve mal yapar. Yakın zamana kadar televizyonlarda cinayet, gasp, soygun haberlerinde zanlıların polis tarafından yaka paça götürüldüğü gösterilirdi. Avukatlar, bu olaylar içindeki maddi fiillerden bazılarını ayırarak, bunları “kişilik hakkı” kavramı içine koyup canlandırdılar. Dikkati insan kişiliği üzerine çekip, toplumda hırsız olsun, dürüst olsun her insanın kişiliğine saygı duyulması gerektiği inancını oluşturdular. Hakkı yaratıp ortaya koyan avukatlardır. Ortaya konan hakkın mahkemelerce kabul edilip korunmaya değer bulunması bir yaratma değil; bir tespit, bir benimsemedir. Bir çok hak bu şekilde yaratıldı. İleride de şimdi farkına varmadığımız, göremediğimiz bir çok hak avukatlarca yaratılıp ortaya konulacak. İnsanlık durdukça bu böyle devam edecek.

Başka bir sorun var: hak yaratmak avukatın asıl ayırt edici niteliği ise, Türk avukatı kendisinde olması gereken niteliği yeterli ölçüde kazanabildi mi? Bunu anlayabilmek için avukatlığın tarihini, gelişim çizgisini ortaya çıkarmak gerekir.

AVUKATLAŞMA SÜRECİ VE TARİH

Yurdumuzda adalet işlerine adli teşkilat dışında ilk katılanlar arzuhalcilerdir. Arzuhalciler davalara girmezler sadece davanın taraflarına dilekçe yazarlardı. Dilekçeler belli bir forma göre yazılır, aynı konuda yazılan dilekçeler hemen hemen aynı olurdu. Bu dilekçelerde hak yaratılmaz; mahkemeden dilekçede açıklanan konu ile ilgili olarak dilekçe sahibi lehine bir karar istenirdi. Arzuhalcilerden bize kalan bugünkü hukuk rehberleridir.

Tanzimat’a kadar adalet işlerinde “Karamanlı Tip Avukatlar” adıyla bilinen kişileri görüyoruz. Bu kişiler, İstanbul’un Küçük Çamlıca, Büyük Çamlıca, Üsküdar, Boğaziçi ve sair yazlık yerlerinde oturan bakkallardı. Adliyede işi olanlar, işlerini kadı ve başkatibi alışveriş yüzünden tanıyan bu bakkallara verirlerdi. Bu kimseler, hukuktan anlamazlar, okuma yazma bilmezler, davaları yanlış açar, duruşmalardaki söz ve beyanlarının hukuki sonuçlarını kestiremezlerdi. Amaçları hakkı ortaya koyup savunmak değil, adamını bulup müvekkili lehine mahkemeden bir karar almaktı. Müvekkillerinden aldıkları paraları filana ve falana vereceğim diyerek alırlar, çoğu zaman aldıkları davaları kaybederlerdi. Bundan dolayı o tarihte bunlara Yalancı ve Müzevir adı takılmıştır.[1] Karamanlı Tip Avukatlardan bize kalan hala silemediğimiz bu kötü ad olmuştur.

Tanzimatla birlikte adalet işlerinde dava vekilleri görev yapmaya başladı. Dava vekilleri mahkemede maddi olayları anlatır, müvekkillerinin taleplerini bildirirlerdi. Yargılama usulünde dilekçeler ve yargılama safhası yoktu. Hakim, tarafların anlattıkları maddi olayları ve taleplerini dinledikten sonra delilleri inceler ve kararını verirdi. Dava vekilleri dava hakkında görüş bildirmezlerdi. Mahkemede hazır bulunmalarının nedeni hakimin vereceği hükmü almak içindi. Sonuçta kararlar gerekçesiz yazılırdı. Dava vekilliği döneminden bize kalan gerekçesiz kararlar ve bol içtihatlı şişman hukuk kitaplarıdır.

Avukatlık, Cumhuriyetle birlikte çıkarılan Muhamilik Kanunu ile başlar. Daha sonra çıkarılan ve değişerek bugüne gelen 1926 tarihli Avukatlık Kanunu, artık avukatları mahkemenin bir parçası yapmıştır. Bu kanunla iddia, savunma ve karar bir bütün kabul edilmiş ve böylece avukatın, yargının bir parçası, bir kanun adamı olması hedeflenmiştir.

Yurdumuzda avukatlığın gelişim süreci böyle. Akıllara takılan ve hala cevaplanması gereken soru ise şu: Türk avukatı Cumhuriyetle birlikte yargının bir parçası, bir kanun adamı oldu mu? Bu niteliği kazanmada gücü nedir?

Avukatlığın gelişmesi üzerine etkinin ilk akla gelen biçimi, resmi ve kuralcı kurumlardan gelenidir. Nitekim devlet, avukatların mahkemenin bir parçası olmasının hukuki alt yapısını ancak 1926 tarihli Avukatlık Kanunu ile oluşturmuştur. Ne var ki, devletin bu konudaki gerçek gücü sadece koyduğu kurallarla sınırlı kalır; kimi gelişmeleri yönlendirse bile, çoğu oluşumlar resmi etkilerin dışında gerçekleşir. Gelişmenin asıl itici gücü, avukatların adaletin yerine getirilmesinde bir güç ve sorumluluk sahibi olma bilincidir. Bu bilinç ki, avukatı, gerçek bilgi, doğru eylem ve adaletle ilgili sorunlarla yüz yüze getirir. Tam anlamıyla bir kanun adamının sorunlarıdır bunlar ve özgürce üstlenilebilir durumdadırlar.